Bu kitap, Ayasofya’daki gerçek bir izi gizemli bir dedektiflik macerasının başlangıç noktasına dönüştürür. Tarihi, “büyük büyük büyük büyük dede” gibi sıcak ve esprili bir bağ kurarak çocuklara uzak bir bilgi olarak değil, aileden biriyle anlatılan canlı bir hikâye gibi sunar. Böylece çocuklar hem geçmişle bağ kurar hem de merak ederek keşfetmenin heyecanını hisseder. Hikâye aynı zamanda sıska bacaklarından utanan bir leyleğin, tam da o bacaklar sayesinde güçlü ve bilge bir rehbere dönüşmesini anlatır. Karakterlerin hata ve sakarlıkları ise başarısızlık değil, yeni keşiflerin kapısını aralayan fırsatlar olur. Kitap, çocukları sadece bir macerayı izleyen değil; çevresindeki izleri fark eden, merakının peşinden giden küçük kâşiflere dönüştürmeyi amaçlar.